Bu sefer de içimizin fatihi ve canlılığımızın sembolü Hazreti Mevlâna yalnız Allah adamı değil, hayat adamı da. O da bizler gibi gezmiş, tozmuş. Buldukça doymamış, bulamadıkça sabretmiş. Ahlâkı ile cemiyette bugün pek muhtaç olduğumuz bir örnek olmuş. Örnek olan velidir.
Mevlâna’mızın bir ev hayatı var. Peygamberimizinkine pek benzer. Bu benzeyişi ibadet sayanlardanım. Bir de cemiyete dahil, ondan hariç değil amma yalnız yaran ile hembezmi safa Mevlâna’nın bir de sokak âlemi var. Onun yürümesinden; davranışlarından, sözlerinden ve sükûtundan olduğu gibi ders alınacak taraflar çok.
Onun sözleri tükenmez bir hazine. Bunların dedikoducusu olmayıp da tatbikçisi olanlar ne kadar bahtiyar. Hele menkıbeleri ne kadar özlü. Adeta cemiyette örnek insan olmamızın anayasa maddeleri. Bunları bilmeden çok onlarla yaşamanın bir mükâfatı da var. İnsan farkında olmadan Hudavendigârımızın sohbet yaranından oluveriyor. Bunu duymak değil, olmak ne güzel şey.
Paskal der ki: «Bunca yıllardan beri birbiri ardınca gelen her hekime o asırlarda yaşayan ve daima öğrenen aynı hekimmiş gibi bakmalı». Hekimi manevi mânada alarak cümleyi tekrar okuyanlar ne denmek istediğinin kolayca farkında olurlar. Mevlâna’mızı gönlümüzün içine aldık mı, tıpkı demirin ateşe girince kızardığında aynı tesiri göstermesi gibi babalarımızın bize koyduğu isimleri muhafaza etmekle beraber mahiyetimizin ne neş'eye büründüğü fark edilir.
Şeyh Sadi Gülistanda ne güzel yazar :
Hamama gitmiş. Vaktinde sabun yok, kil var. Vücuda sürüldü mü yağlarını ve kirlerini su ile birlik olarak alıp götürüyor.
Lâkin Sadînin kili gül kokuyor. Bunu anlamak için aralarında söyle bir konuşma oluyor :
__ Sende gül kokmak hassası yok iken nasıl oldu da böyle güzel kokuyorsun?
— Beni bir zaman gül ile birlikte oturttular. Gülün huyu bana geçti. Ben de onun gibi kokmağa başladım.
İşte bizler de gülümüz Mevlâna ile, hattâ bugün bile sözleri ve menkıbeleri arasında hembezmi sohbet olursak onun güllüğü bize de geçer. Onun tesiri ile hayatımızı bahtiyar ederiz.
İşte benim Mevlâna terbiyem icabı olarak yolu için ancak birkaç danesini misâl olarak seçtim. Yoksa Sipehsalar ve Eflâkî Menakıbı, Sevakıbı Menakıb ve Menakıbı Evliya, Mesnevi, Divanı Kebir, Yedi Meclis, Ahmed Avni merhumun Mesnevi Şerhi ve Mevlânanın aslından Uzluklar gibi torunları ve manevî saliklerinin yazdıkları toplansa cildler dolar. Mevlânamız öyle bitmez tükenmez bir hazine, bizi adam etme hususunda öyle güzide bir örnek ki çare yok bizlere de onun yolunda yürümek yakışır. Haydi onu yolunda birlikte ta'kib edelim :
Birgün Mevlâna bir yerden geçiyordu. Çocuklar gelip ellerini öpüp tazimen huzurunda eğildiler. Hazreti Hudavendigâr dahi karşılık olarak onlara eğildi.
Çocuklardan biri az ileride oyunla meşguldü. —Hudavendigâr, biraz bekle. Oyunumu bitireyim, ben de gelip elini öpeyim, dedi. Mevlâna, çocuk oyununu bitirince gelip elini öpmekle müşerref oluncaya kadar sabredip beklediler. Çocuk geldi. Elini öptü ve eğildi. Mevlâna yola koyuldu. Çocuk da oyununa döndü.
Konya'da iken bütün çocuklar Mevlâna’mızın elini öpmeğe koşanlar ve oyununun bitmesine kadar Hudavendigârı bekletenler olarak severek görüp ve büyüdüklerinde Peygamberin tarifi üzere kâmil bir insan büyük bir Müslüman velisi olan Mevlânayı İslâmiyet camiasından dışarıda telakki etmeyeceklerine inanmak isterim.
Mevlâna birgün Hüsameddin Çelebiye geçmiş olsuna geldi. Talebe ve dostları önden ve arkadan mahalleyi doldurdu. Bir dar yere bir köpek geldi. Talebesinden biri o köpeğe vurup koğdu. Mevlâna ona bağırıp:
— Ey bihaber. Çelebinin mahallesine mensup olan köpeği mi döğüyorsun dedi. Bu talebesinin halim ve selim olmalarına ve bendelerine olan riayetine bir misâl oldu.
Mevlâna ekseriya Hüsamaddin Çelebinin evine giderdi. Bir kış gecesi yine Çelebinin evine geldi. Kapı Kapalı, içerdekilerin hepsi uyumuş ve pek çok da kar yağıyor. Mevlâna dönmedi ve dostlara zahmet olmasın diye kapıyı da çalmadı. Sabaha kadar dışarıda ayak üzerinde durdular.
Gündüz oldu. Kapıcı kapıyı açıp Mevlânaın durduğunu ve başına kar yağdığını görerek içeriye koşup Çelebiye haber verdi.
Çelebi, yanına telaşla gelip özür diledi. Mevlâna oradakilerin alnından öptü. Hakikatte bu bir dersti. Talebesine buyurdu ki:
— Şeyh, talebesinden müstağni olmakla beraber anları böyle azizler ve saygı gösterir. Talebe için Şeyh hakkında en münasib yol budur.
Birgün Mevlâna Konya'da bir sokaktan geçiyordu. Köpeğin biri yol üzerinde uyumuştu. Mevlâna durdu. Talebesi de durdu. Birisi önden geliyordu. Yol üzerinde köpeğin uyuduğunu gördü. Köpeği oradan koğdu. Mevlâna ona darılıp :
— Niçin onun rahatını bozdun? dedi.
Bundan Mevlânanın diğer mahlûklara yaradılışı icabı davranışını anlamalı.
Mevlâna bir gün yolda talebesinden birkaç kişi ile yürüyordu. Konya'da pek iyi tanınmayan meşrebi hafif bir kadın ile karşılaştılar. Onun hatırını sordu ve taltif ile dua etti.
Yanındakiler ve bunların hikâyesini duyanlar Mevlânanın böyle kötü tanınan bir kadına aşinalık göstermesini şiddetle tenkid ettiler ve dedikodu yapıldı. Mevlâna bunu duyunca :
— Bu kadın sâlik olduğu yolda sebat ile yürüyor. Ve bu hâlini gizlemiyor. Acaba bizler onun kadar vazifelerimizde açık ve sabit kademmiyiz?
Hepimizin, her yerde, zamanın ve mekânın icablarına ve insanlarına göre yollarda bile vazifelerimiz vardır. Mevlâna yolda yürürken bile bunları bize göstermiş oluyor. Bunları tesbit edenlere tanrı rahmet etsin. Bu vakalara dikkatli olanlar ve bundan ders çıkaranlar da bahtiyar olsun.
Prof. Dr. Süheyl ÜNVER
(Mevlânâ Güldestesi 1967)