Mutasavvıf, şair, besteci, mesnevi şarihi, hukukçu ve mülki memuriyetinde bütün mahviyyeti ve mütevaziliğine rağmen eserleriyle yurt dışında da tanınan üstadımız Ahmed Avni KONUK 1285 (1868) yılında İstanbul’da doğdu. Babası Musa Kâzım Bey, annesi hafız Mustafa efendinin kızı Fatma Zehra hanımdır.
İlkokulu (İbtidai Mektebi) bitirdikten sonra Galata rüşdiyesine yazılmış. Ancak dokuz yaşındayken önce babası, kısa süre sonra da annesi Hakka yürüdüğünden Darüşşafaka’ya nakl olundu. Bu okuldan 1890’da mezun oldu ve cami derslerini tamamlayarak, dini ve tasavvufi yaşamına ilk adımlarını atdı.1890 yılında aynı zamanda Galata İttihad postanesi posta memurluğuna tayin olundu.
Memuriyeti sırasında görevlerini üstün liyakat ve sadakatla sürdürürken aynı zamanda Mekteb-i Hukuk-i Şahane’ye girerek 1898 yılında birincilikle mezun oldu. Eğitimi süresince Arapça, Farsça ve Fransızca öğrenmiştir. Galata postanesindeki memuriyetinde ilerleyerek 1920 yılında umum müdürlük posta umûru müdür muavini olmuş, 1930-1933 yılları arasında idarenin hukuk müşavirliğini yapmıştır. Ahmed Avni Bey memuriyeti süresince mesleki ve manevi konularda insan yetiştirmeye ömrünü adamış seçkin bir vatanseverdi.
1933 yılı başında emekli olmuştur, kayıtlardan son zamanlarında Emine Hariye Hanımla evlendiği anlaşılmaktadır.
Ahmed Avni bey cami derslerini tamamladıktan sonra, Selanikli Esad Dedeye (K.S.) bağlanarak mesnevi okumuş ve icazet almıştır. Esad Dede, Çayırlı Medresede salı günleri sabah namazından sonra, ramazanda hergün ve cuma namazından sonra mesnevi okuturdu. Ahmed Avni Beyin diğer iki ders arkadaşı Tahir Olgun ve Abdülhayy Efendiydi. Ahmed Avni Bey memuriyeti süresindeki mesai saatleri dışındaki bütün vakitlerini tasavvufi konularda çalışarak tarikatıne adamıştır. Otuzdan fazla telif, tercüme ve şerh eseri vardır. Mesnevi-i Şerif’i vahdet-i vücud, bağlamında şerh ederek arifleri aydınlatmış, kafalarında mübhem kalan son noktaları da netleştirmiştir. Mesnevi-i Şerif Şerhi 7534 sayfa ve 34 defter halinde bir çalışma olup 1929-1937 yılları arasında günde 4-5 saat çalışarak tamamlanmıştur. Bu süre içinde Fusûs’ul Hikem,Fütühat-ı Mekkiye,Et Tedbiratül-İlahiye,Fi İslahı Memleket-il İnsaniye, Cevahir-i Gaybi, Fihi Mafih, Menâkıb-ı Sipehsâlâr,Avarif-ul Maarif Arâis-ül Beyan, Istılahatı Sufiyye-i Ni’metullah, Aziz Nesef-i Reşaili, Reşehat ve İnsanül Kâmil gibi eserlerden yararlandığını ve Ankaravî, Hind Şarihlerinden İmdâdullah Veli Muhammed Ekber Âbâdi, Abdurrahman Lokhnevi şerhlerinden yararlandığını düşününce sarf ettiği zamanın yoğunluğunu anlayabiliyoruz.
Diğer Eserleri :
Füsûsu’l-Hikem tercüme ve şerhi (Konya Mevlânâ müzesi kitaplığında 3853-3880 numaralarında kayıtlı olup 1676 sayfadır).
Kitabu Tedbirâti’l-İlâhiye Fi Islahı Memleketi’l–İnsaniye (Aynı kitaplıkta, 4522 kayıtlı olup, 810 sayfa el yazısı ile tercüme ve şerhdir).
Tercüme-i Risale-i Vahdet-i Vücud (Aynı kitaplıkta, 3849 numarayla kayıtlı olup, 14 sayfadır).
Kitab-ı Lemeât Tercümesi (Tercüme ve kısmen şerh, 3852 numarada kayıtlıdır, 67 sayfadır).
Fihi Mâfih Tercümesi (Aynı kitaplıkta, 3895 numarada kayırlıdır)
Menâkıb-ı Hazret-i Mevlânâ Celâleddin Rûmi (Sipehsâlâr, 144 sayfa).
Hz. Meryem ve İsâ’ya dair Risâle (Aynı kitaplıkta olup, Fusûs-ul Hikem tercümesinin, 3.cildinin sonunda eklidir).
Aziz B. Muhammed En-Nesefî’nin yazdığı yirmi Risâle’nin tercümesi (Aynı kiatplık, 4523 no.da kayıtlıdır).
Hanende (Güfte mecmuası)
Şerh-i Gazel
Vahdet-i Vucûd ve Vahdet-i Şuhûd ile ilgili risale
Envâru’r Rahmân’ın Mesnevi bahsinin tercümesi
Mahmud Şebüsteri’nin Gülşen-i Râz adlı manzur eserinin tercüme ve şerhi.
Ahmed Avni Bey aynı zamanda şair ve besteciydi, bestelediği eserlerin güftelerini genellikle kendi yazmışdır. Musikiyi Zekai Dede’den öğrenmiş, Kirâmi Efendi’den meşk etmiştir. Nota bilmemesine ve bir saz çalmamasına karşın 119 makamı kâr-ı nâtık biçiminde bir araya toplamıştır. Dilkeşîde, buselik-aşiran ve rûy-i Irak makamlarından Mevlevi Âyini bestelemiştir. Eserleri ayrıntılı olarak Halil Can Hoca’nın “Ölümünün 30.yıldönümü dolayısıyla Ahmed Avni Konuk” İleri musiki mecmuası, İstanbul, 1968, No. 232’de yayınlanmış makalesinde tanıtılmaktadır. 40 adet bestesinin, 3 ayin dışında olanları dini musiki değildir.
Şairliği konusunda yorum yapmak haddimiz değildir. Bu konu yalnızca “ BEN “ adlı manzumesini aynen sunmakla yeterince anlaşılır sanıyoruz.
Benliğim Rûy-i Lâtifinde Siyah Bir Bendir
Rûy-i Dilberdeki Ben Mâye-i Dilberdendir
Rûh-i Sâfi-i Lâtife Diyecek Yok Amma
Onun Üstünde Siyah Ben de Kemâl-i Tendir
Perde-i Nokta-i Rûyun o Siyeh Bendir, Ben
Ben Öyle Bir Perde ki Ondan da Cemâl Rûşendir
Ben Benim o Ruh-i Mutlakda Göründüm Muzlim
Rûy-i Sâfındaki Ben Ben Der ise Hep Sendir
Avniyâ Perdedir Endâm-ı Maâniye Kelâm
Sen’i – Geç - Fehme bu Söz Nağme-i Ten Nen Nendir
Ahmed Avni Konuk yakın geçmişimizde yaşamış en önemli mutasvvıflardan biri olmakla birlikte,unutulan değerlerin arasında kalmışdır. Muhyiddin İbnü’l-Arâbi’nin sistemleştirdiği vahdet-i vucûd, merâtib-i vucûd, gibi konulara ait kavramları netleştirerek, vahdet-i vucûd ve vahdetde mevcut (vahdet-i şuhûd) karışıklığını gidermiştir. Açıklamalarını Kur’an-ı Kerim ayetlerine ve hadisleri dayandırarak sapkın yorumların kapılarını kapatmıştır. Kendisin bu bağlamda yıllarca araştırıp eserlerini tercüme eden Dr. Selçuk Eraydın’ı rahmetle, Prof. Dr. Mustafa Tahralı’yı saygıyla anıyor onlara şükranlarımızı sunuyoruz.